İlgi Manyağı… Sick of You
İlgi manyağı 2022 yapımı, Norveç-İsveç filmi. Yönetmeni ve senaristi Kristoffer Borgli. Filmin ismi ve fragmanlarda izlediğim kadarıyla karakterler beni cezbetti (!), karakterleri hızlıca ve kısaca analiz etmek için de Filmekimi’nde filmi izledim.
Signe ve Thomas beraber yaşayan genç bir çifttir. Thomas, ün kazanmaya başlayan çağdaş bir sanatçıdır, Signe ise cafede çalışmaktadır. Birbirleriyle tekinsiz bir rekabet içindedirler. Kameralar ve dikkatler Signe’nin patolojisine çevrilse de Thomas da az değildir.
Thomas’la başlamak istiyorum. Thomas, gündüzleri, herkesin içinde, restorandan şarap, dekorasyon mağazalarından ya da çeşitli sosyal toplantılardan koskoca koltuklar, lambalar çalmaktadır. Igne’nin de hırsızlıklarında kendisine yardım etmesini istemektedir. Restoranda ısmarladığı şarabın parasını ödemeden şişeyle birlikte koşarak kaçabilmekte, partideki bir koltuğu herkesin gözü önünde alıp götürebilmektedir. Bu kadar absürd bir şeyi alenen yaptığından kimsenin fark etmeyeceğini, kendisini durdurmayacağını söylemektedir. Çaldıklarıyla sergi açmaktadır hatta i-D dergisine “Hırsız Thomas” diye kapak olmuştur. Sanatı budur. Nedir? Ne söylemektedir Thomas? Söylediği “Siz uyur-gezer insanlar, bakın! Gözünüzün önünden, çok da efor sarf etmeden, koskoca nesneleri alıyorum, bununla da yetinmiyorum, hırsızlığımı sergileyip takdir edilen bir sanatçı oluyorum” mudur? “O kadar kurnaz ve zekiyim ki sizin gözünüzün üstündeki sürmeyi çekerim, ruhunuz duymaz” mıdır? “Bakın, o kadar yüce bir sanatçıyım ki sanat için neler yapabiliyorum, kendimi nasıl tehlikeye atıyorum” mudur? Dali’nin de gençliğinde arkadaşlarıyla birkaç sanat eseri çaldığını bir yerlerde okumuştum ama motivasyonu tamamen farklı olmalı.
Thomas’a kleptoman diyemem çünkü kleptomanların dürtüleri ve gerginlikleri çalmadan önce dayanılmayacak kadar artar, çalarlar, rahatlarlar ama bu rahatlık sonradan vicdan azabına, suçluluğa ve pişmanlığa dönüşür, bazıları çaldıklarını geri verir, çoğunlukla süregiden depresyon bozuklukları vardır. Thomas çaldıklarını gözlere batırır, depresif de değildir ama antisosyal, narsisistik kişilik örüntüleri barizdir. Antisosyal örüntüler dedim çünkü saldırgan olmasa da Igne’yi hırsızlığa zorlamakta, tutuklanmasına yol açabilecek sorumsuz, tehlikeli davranışlar yapmaktadır. Narsisizm dememin sebebi ise Thomas’ın takdir alma ihtiyacı, zeka fantezisi ve kibirli duruşudur. Thomas etkindir. Hırsızlığı yapandır ve bundan övünmektedir. Narsisisttir ama büyüklenmeci narsisist (grandiose phenotype of narcissism). Yaptığıyla yıldız olmak istemektedir.
Igne ise nedeni bilinmeyen, pek görünmeyen bir cilt hastalığının kurbanıdır. O da ona olanla yıldız olmak istemektedir, edilgendir. Igne narsisizmin kırılgan tarafındadır (vulnerable phenotype of narcissism).
Thomas’ın işinde tanınırlığının artmasıyla Igne’nin de huzursuzluğu artmaktadır. Lidexol denen, yan etki olarak ciltte bakılması zor yaralara ve alerjik semptomlara yol açan bir ilacı kötüye, bile isteye, güle oynaya, neredeyse ölümüne kullanır. Hasta taklidinden, kendine yüklenen yapay bozukluktan çok daha ileridir durum, kendisini ileri derecede hasta eder. Doktorlar kendisine teşhis koyamaz, kimsenin bilmediği, kimsenin dokunmak istemediği, herkesin bulaşıcılığından korktuğu bir hastalığa tutulmuştur. Teatral bir şekilde hastalığını sergilemektedir. Durumunun ciddiyetine kayıtsızdır, hapları almaya devam eder, amacı kendisini öldürmek değildir aynı yeme bozukluklarında olduğu gibi…Gazeteci arkadaşını kendisiyle röportaj yapmaya zorlar, “Buna rağmen bana yakışıyor” diyerek marjinal bir markanın modeli olur, resimleri basılır, sevinçle basılan röportajına ve resimlerine bakar. Histriyonik kişilikten de bahsedebiliriz ama tersinden çünkü histriyonikler fiziksel çekicilikleriyle aşırı dikkat çekmek isterler, onay peşinde koşarlar, konuşmalarında teatral bir duygusallık vardır, konuyu hep kendilerine getirirler, empatik değillerdir, empati yapıyormuş gibi gösterirler. Igne fiziksel çirkinliğiyle ve iticiliğiyle teatraldir, onaylanmak ve takdir ister…Sanırım hastalığını bu kadar tevekkül ve sakinlikle yaşayabildiği için takdir edilmek hayran kalınmak… Belki bir yandan sadisttir de: kızgın ve küskün olduğu babasının ve en yakın arkadaşının ona olanlardan dolayı üzüntüden ve zamanında ona kötü davrandıklarından perişanlık derecesinde pişman olmalarının hayalini kurar.
Thomas da Igne de ünün, tanınmanın, takdirin, dikkatin, tek olmanın peşindedir ama ilginç olan, ikisinin de bunun yolu olarak toplumun çekindiği, korktuğu, niş alanları seçmeleridir. Igne hayatının hastalık; Thomas ise hırsızlık üzerine inşa etmiştir. Sonunda Thomas hapse girmiştir, Igne ise kendini belki de geri dönülmez derecede hasta etmiştir.
Film Igne’nin bir grup terapisinde gözlerinden yaşlar süzülerek “yaşamayı seviyorum” demesiyle son bulur. Bu “yaşamayı seviyorum” bana iki anımı hatırlattı. Birisi, Yunan süpervizörüm Varidhi’yi. Midilli adasındaki evinde bir yaz akşamı akşam yemeğinden sonra ailesi ve arkadaşlarıyla dans ederken kalp krizinden öldü. Bir gün ona bir şeylerden yakınırken biz terapistlerin ve süpervizörlerin yapmadığı bir şey yaptı, gülümseyen bir yüzle, “agapi mouuuuu” diyerek yanıma geldi, bana sarıldı ve ikimiz de olayların bu kadar ağır bir yandan da bu kadar boş olduğunun idrakiyle gülmeye başladık. Sıkıntılar uçtu gitti. İkinci anım ise bir ambulans hemşiresiyle olan konuşmam. Meslek hayatı boyunca intihar eden birçok kişinin son nefeslerini, ellerinde verdiğini söyledi. Ben de intihar edenlerin gözlerinde ölmeden önce ne gördüğünü sordum. Cevap olarak, son birkaç nefeslerinde kişilerin gözlerinde olanın, ben ne yaptım diyen bir şaşkınlık ve pişmanlık olduğunu söyledi. Evet, istesek de istemesek de bitecek. Aceleye gerek yok. Zaten bitecek. Yaslan ve derin bir nefes al, yavaşça ver. Kendimiz için kolaylaştırdığımız ve hafiflettiğimiz bir yaşam dileği ve çabasıyla…
