Ailedeki yer karışıklığından diğer bir deyişle ebeveyn çocuklardan ve yersizlikten bahsedelim.
Günlük konuşmada yer ve alan birbirinin yerine kullanılsa da anlamları farklı.
Çinli-Amerikalı coğrafyacı Yi-Fu Tuan’a (1976) göre alan daha objektif bir kavram. Hacim ve boyutla ilgili. Yer ise daha ilişkisel ve sübjektif bir kavram. Sahiplendiğin, fiziki ve duygusal ihtiyaçlarını karşıladığın, kişiliğini şekillendiren, kişinin tarihinde önemli olan bir mekan anlamında. Ev, yuva, şehir, ülke anlamında.
Alan nasıl yer olur? İnsana kim yer verir?
İnsana, sanıyorum, yeri veren ilk önce annedir (bakım verendir). İlk önce anne dememin sebebi, yeni doğan bir bebeğin annesi dışında dünyasının olmamasından da öte kendisini annesinden ayrı bir varlık olarak bile görmüyor olması.
Peki ne anne ne de baba kendi yerlerinde yoksalar?
Etrafta çocuğun bakımını üstlenecek birisi de yoksa çocuk en azından ihmal edilmeyi yaşayacaktır. Fiziksel bakımdan, belki hijyenik gerekliliklerden, özenden, duygusal ilgi, şefkat ve yatıştırılmaktan yoksun kalır. Goethe’nin de dediği gibi erken yaşamlardaki boş verilmişlik, kişinin karakterinde, tüm varoluşunda (boş verilmişliğin derecesine göre) bir tatsızlık bırakır. Büyüdüğünde, standartlarını oluştururken, hak etmediklerini belirlerken, aldıklarının ve verdiklerinin pahasını belirlerken bocalayabilir.
Örneğin, iş hayatında, daha üst mevkilere adım atma imkanları doğduğunda kendisini sabote edebilir. Adım atsa da pozisyonun gerektirdiği ve kendi içine sinen şekilde göze çarpmayı ve yer kaplamayı gerçekleştiremeyebilir. İlerlemek ve daha konforlu, daha “üst” yeni yer, keyiften çok tedirginlik getirebilir.
Tabi konu insan olduğunda, belli göstergelerin, belli psikolojik sıkıntılara yol açabileceği konusunda tam da emin olunamıyor. O yüzden de psikolojik tanı, tedavi, izleme çalışmaları en üst kertede kişiselleştirilmiş olmalı. Örneğin, ihmal edilmiş bir çocukluk deneyimi, bazen de söylediğimin aksine, bu deneyimi telafi etmek üzere aşırı bir ısrarcılığa ve güç kullanmaya varan bir ilişkiselliğe dönebiliyor. Pasif agresifliğe ya da alenen agresifliğe…
Anne ve baba kendi yerlerinde değilseler akla, ihmalle (görmeme, yok sayma) birlikte çocukların ebeveynleştirilmiş olma ihmali de geliyor. Çocuğun ebeveynleştirilmesi ihmalden de öte ciddi bir suistimal. Ebeveyn çocuk kavramını ise ilk ortaya atan Munichin ve arkadaşları (1967). Munichin’in tanımına göre bazı anne babalar, kendi çocuklarından kendilerine anne, baba, sırdaş, yardımcı (fiziksel olarak sağlıklı olsalar da) olmalarını isteyebiliyor (1).
Örneğin kardeşin bakımı ablaya veriliyor, her öğün yemek hazırlamak ortanca kardeşin görevi oluyor. Baba anneyi ittiğinde anneyi oyalamak, neşelendirmek, annenin üzüntüsünü hatta kaderini üstüne almak, babanın sakinliğini korumasını sağlamak, dört evladının da kız olması yüzünden onu avutmak aşçı kardeşin görevi olabiliyor. Böylece ailedeki sıra ve düzen şaşıyor.
Aile üyelerinin arasındaki zamansal öncelik, sonralık, birbirlerine göre aldıkları fiziksel ve duygusal konum ve bu konumun tekrar kurulması sistemik terapinin bir formu olan aile diziminin de odağı. Sıralanmadaki sorun da kuşaksal bir körlüğün, belki de klinik-altı ya da klinik eşikteki ruhsal bir bozukluğun göstergesi.
Ebeveynleştirilmiş çocuğun ruhsal topoğrafyası nasıldır?
Ebeveynleştirilmiş çocuk ailedeki yerini sadece belirli işlevleri yerine getirmesi karşısında korur. Başka yer isterse varoluşlarına yönelik bir tehdit yaşar. Aile sisteminin komple üzerine yıkılacağına inanır. Belki gerçekten de yıkılır. Cezalandırılmaktan çok daha öte bir dehşettir bu. İşlevsiz dengeyi bozacak herhangi bir adımlarında baba sinirlenebilir, anneyi fiziksel ya da ruhsal anlamda daha da itebilir, anne ağlama krizleriyle yataktan çıkmayabilir, duygusal olarak yok olabilir belki de gerçekten kendini öldürerek yok olabilir.
Seligman böyle bir çaresizlik yaşayan çocuğun, çocukluğunda ya da yetişkinliğinde depresyon geliştirme olasılığını yüksek bulur (2). Her türlü zorluk, başa çıkamayacağı potansiyel bir tehlikedir. Hakkını, yerini, sırasını korumakla ilgili artık lisan-ı münasipten bile bir şey söyleyemeye mecali olmayabilir.
Çocukluktaki yer sorununun (ebeveynleştirilme, ihmal, istismar, taciz, yok sayılma) şekli ve düzeyi ile doğru orantılı olarak yaratacağı psikolojik rahatsızlıklar çeşitlenir. Daha sık hastalanmaktan hipotalamik-hipofiz-adrenal aksta bozukluklar ve çocukluktan yetişkinliğe uzanan yüksek obezite oranları gibi psikobiyolojik sorunlar baş gösterebilir (3). Depresyon, kaygı ve somatizasyon (4,5), içine kapanma ve kişilerarası işlevsellikte bozulma (6), bağımlılıklar geliştirmek olasıdır (7).
Söz konusu tabloya bir de ülkede sayıca –az- olmanın, sayıca az yer kaplamanın olası depresif ve çaresiz dinamikleri (8) eklenirse diğer bir deyişle kişi, ailesinde yaşadığı yer ile ilgili darlığa ve karışıklığa ek olarak bir de ülkesindeki yeri ile ilgili sıkıntı yaşıyorsa psişik alanında daha katmerli ve karmaşık bir yıpranma ihtimal dahilindedir.
Verilmeyen yer nasıl alınır?
Verilmeyen yer, yer konularında hassas olmakla, istediğin yere “gözünü dikerek” kendini oraya taşımaya çalışmakla alınır.
Zor ve rahatsız edici konuşmalardan kaçmayıp ince sızı ve kaba öfkelerden geçip akabinde tekrar kendini sakinleştirebilmeyi pratik etmekle alınır.
Her şeyden önce de yer takdiri konusunda, dünyada yerleştiğin/yerleştirildiğin raf konusunda tefekküre dalmakla…
Faydalandığım Kaynaklar:
- Minuchin, S., Montalvo, B., Guerney, B. G., Rosman, B. ve Schumer, F. (1967). Families of the slums: An exploration of their structure and treatment. New York, NY: Basic Books.
- Seligman, M.E., Gillham, J. E., Chaplin, T. M., & Reivich, K. (2013). From helplessness to optimism: The role of resilience in treating and preventing depression in youth. InHandbook of resilience in children (pp. 201-214). Springer, Boston, MA.
- Irish L, Kobayashi I, Delahanty DL. Long-term physical health consequences of childhood sexual abuse: a meta-analytic review. J Pediatr Psychol. 2010;35(5):450-61. 43.
- Hooper, L. M., Marotta, S. A. ve Lanthier, R. P. (2008). Predictors of growth and distress following paren- tification among college students. Journal of Child and Family Studies, 17, 693–705.
- Hooper, L. M. ve Wallace, S. (2010). Evaluating the Parentification Questionnaire: Psychometric pro- perties and psychopathology correlates. Contem- porary Family Therapy: An International Journal, 32, 52–68.
- Jurkovic, G. J. (1997). Lost childhoods: The plight of the parentified child. New York, NY: Brunner/Mazel, Inc.
- Wells, M., Glickauf-Hughes, C. ve Jones, R. (1999). Co- dependency: A grass roots construct’s relationship to shame-proneness, low self-esteem, and childho- od parentification. The American Journal of Fa- mily Therapy, 27(1), 63–71.
- Bourdieu akt:Scott, J.C. (1995). ). Tahakküm ve Direniş Sanatları.İstanbul, Ayrıntı Yayınları, s.116
