
Hayvan Destekli Terapi
Hayvan Destekli Terapi
İnsanın hayvanla ilişkisi ilginç değil mi? Bazı hayvanların tanrı olarak görülmesi, sonra köle, işçi, yoldaş ve de co-terapist…İnsanın hayvanla ve doğayla nasıl ilişki kuracağı ise onun geleceğinin belirleyicisi.
Hayvan destekli terapi ya da evcil hayvan terapisi, kronik ya da ruhsal bozukluğu olan bireylerde temel tedaviye eklenen destek bir terapi yöntemi. Hayvan Destekli Terapi, insan-hayvan etkileşiminin yarattığı güzel kimyasal etkileri, insanın fizyolojik ve psikolojik iyileşmesi için kullanıyor.
Kan basıncını düşürüyor, nefes alışını yavaşlatıyor, dopamine, serotonin, prolactin, oxytocin gibi neurotransmitterların doğru salgılanmasını sağlıyor, genel fiziksel acıyı azaltıyor, sevinç veriyor, kaygı, depresyon düzeyi azalıyor. Bunlarla birlikte akla pek gelmese de hayvanlarla etkileşim kişilere ilişkisel becerilerini geliştirmeleri için fırsat yaratıyor. Sınır koymayı, hayır demeyi öğretiyor, başka bir varlığın “hayır” ını dikkate almayı öğretiyor. Bazı “miyav”ın açlık, bazısının acı demek olduğunu anlıyoruz, ne kadar doğru anlamaya çalıştıkça bağın da o kadar derinleştiğini görüyoruz. Terapiyle birlikte, hissetmekten çekindiğimiz bazı duyguları nasıl ona yansıttığımızı görüyoruz. Hayvanın yalnız, korkmuş, öfkeli olduğunu söylerken -doğruluk payı olabilse de- belki de kendimizi bu duyguları sahiplenmeye ve hissetmeye hazırlıyoruz.
Evcil hayvan terapisi, uzun süreli hastane yatışları söz konusu olduğunda da hastalar üzerinde, yakınlarında ve hastane personelinde iyi sonuçlar veriyor (Jofré, 2005). Tabi enfeksiyon riskini, olası alerjik reaksiyonları, günlük iş akışının aksayabileceğini, hayvan gürültücüyse bazı kişilerin rahatsız olabileceğini de göz önünde tutmak lazım.
Hayvanların iyi edici özelliği, aslında eskimeyen gündem. 40 000 yıl önce köpek evcilleştiriliyor. Yunan Mitolojisinde köpekler ve yılanlar şifa dağıtıyor. Eski Mısır’da kedilerle kurulan bağ özel. Freud’un birçok köpeğinin olduğunu ama Jofi’nin kendisine seanslarda bile eşlik ettiğini biliyoruz. Atatürk’ün Foks’a olan sevgisi bilinir. Florence Nightingale hayvanların terapötik kullanımını cesaretlendirir. 1919’da, Amerika’da, psikiyatrik hastaların tedavisi için evcil hayvanlarla birlikteliğin fayda sağladığı belgelere dayandırılmaya başlıyor. 1970’lerde Dr. Boris Levinson hayvanlarla olan çocuk, ergen ve yetişkinlerle yürüttüğü psikoterapilerin başarısını yayınlıyor, bir de New York’taki psikoterapistlerin, terapötik çalışmalarına hayvanları dahil etmeyi nasıl karşıladıklarına dair anket yapıyor. Sonuç, New York’taki psikoterapistlerin üçte birinin zaten evcil hayvanları psikoterapilerine dahil ettiği.
Equestrian and Dolphin Therapy’nin (atlarla ve yunuslarla) yas, bağımlılık ve travmalarla çalışırken iyi sonuçlar verdiğine dair birçok çalışma var.
Hayvan Destekli Terapi, geriatrik bakımda, demans ve alzeihmer gibi kişileri izolasyona sürükleyen hastalıklarda da kişilerin neşe, hafıza, rahatlama, ilişkisellik ve fiziksel hareket düzeylerini arttırıyor; ajitasyonlarını ve dalgınlıklarını azaltıyor (Wordley,2010).
Peki duruma bir de hayvan tarafından bakalım. Hayvan bir nevi terapist olmaktan mutlu mu acaba? Bildiğim kadarıyla bunun sonucunu hedefleyen çalışma yok. Bununla birlikte akla gelen hayvan barınaklarındaki bazı hayvanların bu amaçla eğitilebileceği, eğitimli hayvanların da daha kolay ev bulabileceği…Çok yeşerebilecek, üzerine eklenebilecek bir alan.
Kaynaklar:
Jofré LM (2005) Animal-assisted therapy in health care facilities. Rev Chilena Infectol, 22:257-263.
Levinson, B. M. (1982). The future of research into relationships between people and their animal companions.
Wordley A. M (2010) Old man’s best friend: animal-assisted intervention for older people with dementia (Doctoral dissertation). Adelaide, University of Adelaide.
