Toksik Pozitiflik Kültürü
Onu üzen, keyfini kaçıran, kızdıran, kafasını ve kalbini meşgul edip mecalsiz bırakan, gönlünü geçiren şartların -kontekstin- içinde olan ve bunlara menzil vermek isteyen birini düşünün. Bunları yakın hissettiği birine ifade ettiğinde acaba o kişiden ne duymak onu daha da sıkıştırır?
Birkaç diyalogla örnekleyeyim.
-Kötü bir gün geçirdim.
-Ama şükretmek için her şeyin var. Takılma. İyilik düşün, iyilik çek.
-….
-Kardeşim bana çok saygısız davranıyor. Sinirli ve kırıcı. Ne yapacağımı bilmiyorum.
-O senin ailen. Aile arasında olur böyle şeyler.
-…
-İşimde mutsuzum, proje yöneticim bana kendimi işe yaramaz hissettiriyor.
-Bardağa dolu tarafından bak. Hiç değilse bir işin var.
-…
Hayatının sıkıntılı dönemlerinden geçen, yaşadıklarını paylaşan ve yukarıdaki örneklerdekine benzer cevapları işiten kişi ne işitiyordur? Ne hissediyordur? İşittiği sanki “Sorun çıkartma”, “Eski köye yeni adet getirme.”, “Seni dinlemek için tahammülüm yok.”, “Çok kuşkucusun.”
Peki ne hissediyordur? Bence içi geçiyordur, manasızlıktan bunalıyordur, hor görüldüğünü, yok sayıldığını, kendisinden beklenen mutluluk ve sessizlik haline pek de sığamadığını, sersemleştiğini hissediyordur.
Toksik pozitiflik ne demek?
Toksik pozitiflik, psikolojide, kişinin her zaman ama özellikle işler kötüleştiğinde, pozitif zihin yapısını koruması, olumlu duygular hissetmesi gerektiğini savunan bir tutum olarak ifade buluyor. Stresin, negatif duyguların, deneyimlerin inkar edilmesine yönelik bir takıntı olarak tanımlanıyor. Diğer bir deyişle, her şeyin aşırısı gibi pozitifliğin de aşırısı toksik oluyor.
Pozitif yaklaşım ne zaman toksik oluyor?
Berkeley Well-Being Institute’ün söylediği kontrol edilebilir durumlar söz konusu olduğunda bu absolut -tevekkül, şükret, otur oturduğun yerde, ne gerek var- söylemlerinin zararlı olduğu. Zararlı çünkü aslında olan, bizi önce bir problemi tanımlamaya sonra da çözebilmeye rehber olabilecek negatif duygular yok sayılıyor, halledilebilecek problemler, onarılabilecek hasarlar ömür oluyor. Kişi emellerini ıskalıyor, bir bir ve habire sandıklara koyuyor, bastırılan-itilen-gömülen negatiflikler bereketlenerek kırgınlık, öfke, pişmanlık tomurcukları veriyor.
Tevekkül?
Tevekkül sanırım değiştiremeyeceğimiz acı olaylar karşısında acizliğimizin karşısında kala kalmamız. Mekansız ve zamansız ve de vakitsiz kala kalmak. “Bu kadarmış.”, “Her şey olacağına varır, ben de zaten olmuş olanın arkasından gidiyordum.” demek. Tevekkül olumlu, olumsuz bütün duyguların da ötesinde gibi ama yatıştırıcı.
Hayat bazen güle oynaya değil çeke çeke yaşanıyor ama ne çekildiğini hissetmek, dile getirmek, kendisinin ve başkasının kılığını, haddini ve çapını görmek gerek. Kişinin şu dillere pelesenk olmuş “konfor alanının” işkence alanı mı, geliştirici bir alan mı; yoksa konfordan uyutan bir alan mı olduğuna, konfor alanından ne kadar uzaklaşmanın optimum -dozunda- bir gelişme sağlayacağına karar vermesi, ruhunun fazla itibar etmediği, kederlendiği alanlarda da fazla oyalanmaması gerek sanırım. Sanırım bunun için de, zamansal sıralamaya sokarsak, en önce pozitiflik battaniyesine sarılarak hal fukaralığından kurtulmak, halleri anlatmak, dinlemek, önemsemek ve daha iyi hallere kalibre olmak gerek.
